Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağı Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülünce Putin’in başlattığı Türkiye düşmanı propaganda Sovyet Rusyanın ilk dışişleri bakanı Çiçerin’in  98 yıl önceki itirafını hatırlattı:

Rahmetli Cemal Kutay hocamızdan okuyoruz: 3 Mart 1918 günü Osmanlı Devletiyle Sovyet Rusya Hükümeti arasında Birinci Dünya Harbine son veren Brest-Litovsk barış anlaşması imzalanmıştı. Anlaşmayı Osmanlı Devleti adına imzalayanlar sadrazam Mehmet Talât Paşa, müşir Ahmet İzzet Paşa ve Osmanlı Devletinin Rusya’daki son büyükelçisi Galip Kemali beydi. Rusya tarafında ise anlaşma Çarlık hariciyesinde diplomat olarak görev yapmış, daha sonra Bolşeviklerin safına geçerek Dışişleri Halk Komiseri tayin edilmiş olan Çiçerin idi. Talât Paşanın imzaladığı son anlaşma olan bu anlaşmayla 1878’de kaybettiğimiz Kars, Ardahan ve Batum’u geri almıştık.

98 yıl önce Halk Komiseri Çiçerin’in Türk temsilcilere söylediklerini hatırlamakta fayda var.

Anlaşma imzalanınca sadrazam Talât Paşa, tecrübeli bir diplomat olan Galip Kemali beye “Bu anlaşmadan sonra Ruslarla aramızdaki ihtilâflar ebediyen kapanır, hududları müşterek iki devlet olarak sulh ve sükûn içinde iyi komşuluk münâsebetleri sürdürür müyüz?” diye sormuştu. Galip Kemali bey ise “Çok temenni ederim fakat zannetmiyorum, Paşa hazretleri.. Benim de samimiyetle iştirak ettiğim bu neticeyi Moskof ihtiraslarının dayandığı tarih ve coğrafya hakikatleri reddediyor…” demişti.

Bu konuşmaya kulak misafiri olan Çiçerin, Çarlık döneminden tanışmakta olduğu Galip Kemali beye Talât Paşa’yla ne konuştuğunu sormuş, Galip Kemali bey de konuşmayı Sovyet Rusya’nın temsilcisi Çiçerin’e aynen aktarmıştı. Çiçerin gülmüş ve şu cevabı vermişti:

“Doğrudur, Ruslarla Türklerin haklarına karşılıklı riâyet etmeleri için iki tarafın müsavî kuvvet ve kudrete sahip olmaları zarûridir. Bazı geçici hâdiseler bu ebedî kaideyi bozar zannetmemelidir. Bakınız, meselâ 1827’de sizin Edirne’de, 1878’de İstanbulun bir mahallesi olan Ayastefanos’ta (Yeşilköy) sulh muahedesi imzalamış, istediklerimizi kabul ettirmiştik. Şimdi vaziyet değişti. Biz Çarlığı yıktık, Bolşevikliği kurduk. Dahili hadiselerimiz dolayısıyla sulh ve sükûna muhtacız. Bu sebeple silâhları bıraktık, sizi buraya dâvet ettik, 1878’de aldığımız yerlerden bazılarını iade ettik. Yarın neler olur, bilemem… Sizim bizim siyasetimizi hakikî ve içyüzü ile bildiğiniz için, eski bir dost olarak bunları söylüyorum. Zaten başka türlüsünü söylesem inanmazsınız. Amma Talât Paşa doğrudan bana sorsa idi, kendisinin temennisine katılır, tasdik eder, hatta teminat verirdim!” (Cemal Kutay, Bilinmeyen Tarihimiz, 1974, S. 40-41, vurgulamalar benden).

Olaylar Çiçerin’in itirafının ne kadar isabetli olduğunu gösterdi. 1939’da, Sovyet Rusya biraz kuvvet kazanınca Hitler ile yapılan gizli pazarlıklarda İstanbul ve Çanakkale Boğazlarıyla Kars ve Ardahan’ı talep etti, ancak kendisi de buralara göz dikmiş olan Hitler’e kabul ettiremedi. Daha sonra, Almanya’nın yenileceği belli olduktan sonra, 18 Mart 1945 günü Stalin aynı talepleri doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyetine yöneltti.

Çarlık yıkıldı, Sovyetler kuruldu, Sovyetler yıkıldı, Rusya Federasyonu kuruldu. Rusların Türkiye’ye karşı politikaları değişmedi. Halk Komiseri Çiçerin’in 1918’de itiraf ettiği gibi, komşularımızla, bilhassa da Rusya ile barış ve iyi ilişkiler içinde yaşamak istiyorsak, en az onlar kadar güçlü olmaktan başka çare yok. Peki, bunu nasıl sağlayacağız? Asıl düşünüp çözmemiz gereken mesele budur.

Bu dersi aktaran Cemal Kutay hocamızı da rahmetle anmayı ihmal etmeyelim.

Ali Söylemezoğlu

Share This:

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir